[Yaşam]

Mutluluğun Formülü Dolabınızda Olabilir mi?

Flatter 6 dk okuma

Kısaca

Mutluluğun tek bir kimyasal formülü yok; ama araştırmalar giydiğimiz şeyin ve ona yüklediğimiz anlamın kendimizi nasıl algıladığımızı etkileyebildiğini gösteriyor. Temiz, düzgün ve rahat bir kıyafet küçük ama gerçek bir öz-bakım ritüeli.

Mutluluğun Formülü Dolabınızda Olabilir mi?

İyi görünmek yalnızca aynadaki görüntüyü mü değiştiriyor, yoksa beynimiz de bundan payını alıyor mu?

Sabah hazırlanıyorsunuz. Duş tamam. Saçlar iyi. Sevdiğiniz pantolonu giydiniz. Gömlek temiz, düzgün, üzerinize güzel oturuyor. Aynaya son kez bakıyorsunuz.

Ve içinizden küçücük bir cümle geçiyor: “Bugün iyi oldum.”

Sonra başka bir sabah düşünün. Aynı sizsiniz. Aynı yüz, aynı beden, aynı iş, hatta belki aynı kıyafet. Ama gömleğin yakası dönmüş, kumaş kırışmış, üzerinizde biraz özensiz duruyor.

Teknik olarak hayatınızda hiçbir şey değişmedi. Ama siz biraz farklı hissediyorsunuz.

Peki neden? İşin ilginç tarafı şu: Bunun bir bölümü moda değil, psikoloji ve nörobilim.

Beynimiz üzerimizdekini sandığımızdan daha fazla önemsiyor

2012 yılında Hajo Adam ve Adam Galinsky oldukça ilginç bir kavram ortaya attılar: enclothed cognition. Kabaca, giydiğimiz şeylerin düşüncelerimiz ve davranışlarımız üzerindeki etkisi.

Araştırmacılar yaptıkları deneylerde beyaz laboratuvar önlüğü kullandılar. Ancak önemli olan yalnızca önlüğün giyilmesi değildi. Kıyafete yüklenen anlam da sonucu değiştiriyordu. Bir doktor önlüğü olarak tanımlanan kıyafeti giymek, dikkat gerektiren görevlerde farklı performanslarla ilişkilendirildi [1].

Önerilen fikir oldukça güzel: Bir kıyafetin üzerimizdeki etkisi, hem onu fiziksel olarak giymemizden hem de o kıyafetin bizim için taşıdığı anlamdan doğabilir.

Yani sabah yalnızca bir gömlek giymiyor olabiliriz. Onunla birlikte bazen “işe hazırım”, “kendime özen gösterdim”, “bugün iyiyim” duygularını da üzerimize geçiriyoruz.

Peki iyi giyinmek beynimize ne yapıyor?

Burada internette çok sevilen bir efsaneyi düzeltelim: Düzgün gömlek + temiz ayakkabı = serotonin diye bir biyokimya denklemi yok. :)

Mutluluk zaten tek bir molekülden oluşmuyor. Pozitif duygular; nörotransmitterler, hormonlar, farklı beyin ağları, deneyimler ve sosyal çevreyle birlikte şekilleniyor. Dopamin özellikle ödül, motivasyon ve ödül-temelli öğrenme süreçlerinde önemli bir oyuncu; serotonin ise duygu durumunun düzenlenmesi dahil çok sayıda fizyolojik ve nörolojik süreçte rol oynuyor [2].

Bu yüzden daha doğru soru şu: “İyi görünmek bizi mutlu eden bir kimyasal salgılatıyor mu?” değil; “İyi göründüğümüzü düşündüğümüzde kendimizi nasıl algılıyoruz ve bu algı davranışımızı nasıl etkiliyor?”

Aynadaki görüntü → Beyindeki “ben”

Kıyafet aslında vücudumuzun üzerine koyduğumuz bir kumaştan biraz daha fazlası. Aynı zamanda kendimiz hakkında beynimize gönderdiğimiz küçük bir görsel mesaj: Düzenliyim. Hazırım. Kendime baktım. Böyle görünmek hoşuma gidiyor.

Kıyafetle ilgili öz-değerlendirme, beden memnuniyeti, kendine güvenli kıyafet seçimleri ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkileri inceleyen güncel çalışmalar, giyimin öz-algımızla bağlantılı olabileceğini destekliyor [3].

Burada çok güzel bir ayrım var: Başkalarının sizi güzel bulması ile sizin kendinizi iyi bulmanız aynı şey değil. Günlük hayat açısından ikinci olan belki çok daha önemli.

Takım elbise giyince beynimiz bile farklı mı düşünüyor?

2015 yılında yayımlanan beş çalışmalık bir araştırmada daha resmi kıyafetler giymenin insanların düşünme biçimleriyle ilişkisi incelendi. Bulgular, daha resmi giyinmenin bazı deneylerde daha soyut düşünme biçimiyle ilişkili olabileceğini gösterdi [4].

Ama bilim burada küçük bir uyarı da yapıyor: Daha sonraki ön-kayıtlı çalışmalar bu etkinin her koşulda aynı biçimde ortaya çıkmadığını gösterdi [5]. Yani “ceketi giy, IQ yükselsin” diye bir formülümüz kesinlikle yok.

Asıl mesaj daha incelikli: Üzerimizdeki şey, kendimizi nasıl algıladığımızın bir parçası olabilir. Ve kendimizi nasıl algıladığımız da dünyaya nasıl çıktığımızı etkileyebilir.

O zaman mutluluğun kimyasal formülünü yazalım mı?

Bir bilim insanı görürse kızmasın diye önce uyarımızı yapalım: Aşağıdaki gerçek bir biyokimya denklemi değildir. :)

DOPAMİN — Ödül, motivasyon ve öğrenme sistemlerinin önemli oyuncularından biri.

SEROTONİN — Duygu durumunun düzenlenmesi dahil çok sayıda fizyolojik ve nörolojik süreçte rol oynuyor.

OKSİTOSİN — Sosyal bağ, yakınlık ve güvenle ilişkili süreçlerde rol alan oyunculardan biri.

ENDORFİNLER — Vücudun ağrı ve stres yanıtlarında rol alan endojen opioid sisteminin parçaları.

Ama mutluluk? Dopamin + serotonin + oksitosin + endorfin = mutluluk diye toplanabilecek kadar basit değil. Modern nörobilim olumlu duyguların çok daha büyük ve etkileşimli bir sistemden doğduğunu gösteriyor [2].

İnsan biraz daha karmaşık. Neyse ki.

Fakat küçük ritüellerin gücü tam burada başlıyor

Sabah yatağı toplamak. Güzel bir kahve yapmak. Saçı düzeltmek. Parfüm sıkmak. Temiz bir gömlek giymek. Kırışmış yakayı düzeltmek.

Bunların hiçbiri tek başına “mutluluk üretmez”. Ama hepsi aynı mesajın küçük parçaları olabilir:

“KENDİMLE İLGİLENDİM.”

Belki iyi giyinmenin verdiği o küçük yükselişi bu yüzden seviyoruz. Çünkü yalnızca başkalarının bizi nasıl gördüğüyle ilgili değil. Kendimizi nasıl gördüğümüzle ilgili.

Şıklığın fiyat etiketi yok

Burada “iyi giyinmek” ile “pahalı giyinmek” arasına kocaman bir çizgi çekelim. İyi görünmek en pahalı ceketi almak değildir. Her sabah kusursuz görünmek değildir. Modayı takip etmek hiç değildir.

Bazen beyaz bir tişört, sevdiğiniz jean ve tertemiz bir sneaker yeterlidir. Çünkü mesele kıyafetin fiyatından çok “Ben böyle kendimi seviyorum.” diyebildiğiniz görüntüyü yakalamaktır.

Kıyafetlerin insanların başkaları hakkında güven, kişilik ve benzeri özelliklere ilişkin çıkarımlarında rol oynayabildiğini gösteren çalışmalar da var; ancak bu çıkarımlar gözlemciden gözlemciye değişebilir [6].

Yani herkesin sizi beğenmesini kontrol edemezsiniz. Ama aynaya baktığınızda sizin ne hissettiğiniz biraz daha sizin alanınız.

Belki “iyi hissetmenin” formülü budur

İYİ HİSSETME = TEMİZ + DÜZGÜN + RAHAT + “BU BENİM”

Bunun yanına bir de kendine özen gösterme hissini ekleyin.

Belki dopamin seviyenizi ölçmedik. Belki serotonin tüpünüz de yok. Ama aynaya baktığınızda omuzlarınız biraz dikleşiyor ve kapıdan çıkarken içinizden “Tamam. Hazırım.” diyorsanız... Bir şey olmuş demektir.

Ve belki Flatter'ın meselesi de tam olarak bu

Flatter'ın hikâyesi yalnızca bir kırışıklığı açmak değil. Bazen toplantıdan önce gömleğinizin önünü düzeltmek. Bazen uçaktan indikten sonra ceketinizi toparlamak. Bazen restorana girmeden önce aynada kendinize bakıp: “Şimdi oldu.” demek.

Çünkü kıyafet bakımının sonunda aslında bakım yaptığımız şey yalnızca kumaş olmayabilir. Biraz da kendimize gösterdiğimiz özen.

Ve mutluluğun kimyasal formülünü hâlâ tam olarak çözememiş olsak da küçük bir formül önerebiliriz:

İYİ GÖRÜN → İYİ HİSSET → GÜNE ÖYLE DEVAM ET.

FLATTER
Sık. Düzelt. Devam et.

Kaynaklar

[1] Adam, H. & Galinsky, A.D. (2012). Enclothed cognition. Journal of Experimental Social Psychology, 48(4), 918–925. doi:10.1016/j.jesp.2012.02.008.

[2] Kringelbach, M.L. & Berridge, K.C. (2010). The functional neuroanatomy of pleasure and happiness. Discovery Medicine, 9(49), 579–587. Ayrıca ödül ve motivasyon sistemlerine ilişkin nörobilim literatürü.

[3] Kıyafet uyumu, beden algısı, giyimle ilgili öz-değerlendirme ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkileri inceleyen tüketici davranışı araştırmaları.

[4] Slepian, M.L. et al. (2015). The Cognitive Consequences of Formal Clothing. Social Psychological and Personality Science, 6(6), 661–668.

[5] Enclothed cognition ve resmi giyimin bilişsel etkilerine ilişkin sonraki ön-kayıtlı replikasyon/tekrar çalışmaları.

[6] Kıyafet ve görünümün sosyal algı, kişilik ve güven değerlendirmeleri üzerindeki etkilerini inceleyen psikoloji araştırmaları.

[yazıdan rafa]

Ütüsüz düzgünlük için

Sık, elinle düzelt, devam et. Yazıda anlattığımız yöntemi evde ve yolda denemek için.

Tüm ürünler